10 Ekim 2011 Pazartesi

Yağmur


Yağmur... Hele sıcak havada,bayılıyorum. O toprağın mis gibi kokusu kendimden geçiriyor beni.Ama her yağmurda yapmam gereken işler de çoğalıyor. Bahçedeki kedilere boş kolilerden ve halılardan barınacakları yerleri hazırlıyorum.Kedi otelimiz açılış yaptı yani:)


Bir de elime şarabımı alıp, yanına da müzik, Tercih Cem Adrian,Halil-Sezai Paracıkoğlu,Teoman olabilir,gel keyfim gel. Tabi melankolikleşme had safhada.Akşama da bir film,yanında patlamış mısır,güzelllll...

Bugün şu takıldı kafama,aslında hepimizin her yaptığının ardında ölüm korkusu var.Evim de olsun,arabam da olsun,o da olsun,bu da olsun...Ölmeden hepsi olsun.Aslında aynı yerden geldik aynı yere gideceğiz işte.Mal kalacak burda,yanında götürme iznin yok.Hayatın tadını çıkarmaya baksana,anı yaşa,mutlu ol,mutsuzsan da onu da dibine kadar yaşa ama gömülme içine,yaşa ve çık. Hiç bir şeyi taşıma üstünde,zaten sen taşımaya kalksan da bir şekilde gider,bırak giden ne varsa gitsin,gelene merhaba de.

Yaşadığın dünya için ne yapıyorsun? Bunu her gün kendime soruyorum,sorguluyorum. Her sene Bodrum da bazı yerlerde yağmur sele dönüşüyor. Nerelerde mi? Tabii ki insanoğlunun doğayı bozduğu yerler,mesela dere yatağı kapatılıp yol yapılmış,yok yaaa, var mı öyle diyor doğa,al sana...
İşte böyle günlüğüm,yağmurun getirdikleri bunlar. Akşama Derviş Zaim'in Cenneti Beklerken filmini izleyeceğim,yanında şarapla...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorum yazan ellerinize sağlık:)